Dünyanın bilimsel literatürde “Yalnızlık Salgını” (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ancak etkileri oldukça derin bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirten Berke Kırıkkanat, yalnızlığın özellikle gençler arasında hızla arttığına dikkat çekti.
Kırıkkanat, “Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Oğuzhan Zahmacıoğlu ise yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek bir seviyeye ulaştığını belirterek, ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin giderek daha fazla araştırma konusu haline geldiğini ifade etti.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bugün dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlık yaşıyor. Uzmanlar, yalnızlığın sigara kullanımı, obezite ve hareketsizlik kadar ciddi bir ölüm riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Kurumun 2025 tarihli raporuna göre yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde her yıl yaklaşık 871 bin ölüme yol açıyor.
“Yalnızlık sadece ruhu değil, bedeni de hasta ediyor”
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek bir seviyeye ulaştığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Son yıllarda yayımlanan kapsamlı bilimsel çalışmalar, yalnızlığın yalnızca ruhsal bir durum olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor; kortizol seviyesi yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres halinde kalıyor.”
2025–2026 döneminde yayımlanan araştırmalara göre yalnız bireylerde demans riski yaklaşık yüzde 50, kalp hastalığı riski yüzde 29, inme riski ise yüzde 32 oranında artıyor. Uzmanlara göre yalnız yaşayan ya da kendini yalnız hisseden kişilerde erken ölüm riski de belirgin şekilde yükseliyor.
“Gençler kalabalıklar içinde yalnız”
Yalnızlık denince akla çoğu zaman yaşlılar gelse de son veriler riskin giderek genç yaş gruplarında yoğunlaştığını gösteriyor. Psikoloji Bölümü Başkanı Berke Kırıkkanat, bu durumu “modern yalnızlık paradoksu” olarak tanımlıyor.
Kırıkkanat, “Gençler sürekli çevrim içi ve sürekli bağlantıda. Ancak bu bağlantılar çoğu zaman derinlik taşımıyor. Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik” dedi.
Uzmanlara göre sosyal medyanın yoğun kullanımı ve yüz yüze iletişimin azalması, gençler arasında yalnızlık duygusunun daha da derinleşmesine yol açıyor.
Türkiye’de yalnız yaşayanların sayısı artıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2026 verilerine göre Türkiye’de tek kişilik hane sayısı 5,5 milyonu aşmış durumda. Son on yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60’ın üzerine çıktı. En yüksek oranlar ise İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor.
Zahmacıoğlu, bu artışın toplumsal dönüşümün bir sonucu olduğunu belirterek “Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor” dedi.
Yapay zekâ ve sosyal medyanın etkisi
2025 ve 2026 yıllarında yalnızlıkla mücadelede yapay zekâ destekli sohbet uygulamaları ve dijital yoldaşlar hızla yaygınlaşmaya başladı. Bazı çalışmalar bu araçların kısa vadede yalnızlık hissini azaltabildiğini gösterse de uzmanlar bu konuda temkinli.
Kırıkkanat, “Yapay zekâ kişiye ‘duyulma’ hissi verebilir. Ancak bu gerçek ilişkilerin yerini tutmaz. Aşırı kullanımda sosyal beceriler zayıflayabilir ve birey gerçek hayattan daha da kopabilir” uyarısında bulundu.
Uzmanlara göre sosyal medya da her zaman beklenen etkiyi yaratmıyor. Platformlar insanları birbirine bağlamak yerine zaman zaman karşılaştırma, yetersizlik ve dışlanmışlık duygularını artırabiliyor.
“Yalnızlık kişisel bir zayıflık değil”
OECD ve Dünya Sağlık Örgütü raporları, yalnızlıkla mücadelenin yalnızca bireysel terapi ya da kişisel çabayla çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun, modern yaşamın yapısal özelliklerinden kaynaklanıyor.
Bu nedenle çözümün sağlık sistemlerinden şehir planlamasına, eğitim politikalarından sosyal yaşama kadar geniş bir toplumsal çerçevede ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Son yıllarda bazı ülkelerde uygulanan “sosyal reçeteleme” modelleri bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bu yöntem, bireyleri topluluk etkinliklerine ve sosyal faaliyetlere yönlendirerek yalnızlık hissini azaltmayı amaçlıyor.
Zahmacıoğlu, “Yalnızlık bir karakter kusuru değil, modern yaşamın ürettiği yapısal bir sorun” derken, Kırıkkanat ise toplumun daha fazla bağlantıya değil, daha fazla anlamlı bağa ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor.
Kaynak:https://www.haberturk.com/dunya-yalnizlik-salginiyla-karsi-karsiya-haberler-3868186
09.03.2026-14:12
