Avrupa’nın en aktif yanardağlarından biri olan Etna Yanardağı, bilim dünyasında ezberleri bozan bir keşifle yeniden gündeme geldi. Yapılan son araştırmalar, bu dev volkanın derinliklerinde bugüne kadar “imkânsız” olarak görülen bir mekanizmanın işlediğini ortaya koydu.
İtalya’nın Sicilya Adası’nda yaklaşık 3.400 metre yüksekliğe ulaşan Etna, uzun yıllardır jeologların en büyük bilmecelerinden biri olarak kabul ediliyordu. Özellikle sık ve farklı karakterdeki lav püskürtmelerinin kaynağı, bilim insanları için açıklanması zor bir durumdu.
Tüm teorileri zorlayan yapı
Bilimsel modellere göre yanardağlar genellikle üç farklı mekanizma ile oluşuyor: levha ayrılması, dalma-batma süreçleri ya da mantodan yükselen sıcak noktalar. Etna ise dalma-batma bölgesinde yer almasına rağmen, lavlarının kimyasal yapısı sıcak nokta volkanlarını andırıyor. Ancak bölgede böyle bir sıcak noktanın bulunmaması, araştırmacıları yıllardır şaşırtıyordu.
80 kilometre derinlikte gizli magma kaynağı
Yapılan incelemelerde, son 500 bin yıla ait lav örneklerinin neredeyse aynı kimyasal bileşime sahip olduğu tespit edildi. Bu bulgu, Etna’nın her patlamada yeni magma üretmediğini, aksine yerin yaklaşık 80 kilometre altında bulunan sabit bir magma rezervuarından beslendiğini gösteriyor.
Bilim insanlarına göre bu magma, üst manto ile levha tabanı arasında sıkışmış durumda ve uzun zamandır varlığını koruyor.
Basınçla yüzeye taşınan magma
Araştırmacılar bu süreci, “sünger sıkılması” benzetmesiyle açıklıyor. Afrika levhasının, Avrasya levhasının altına doğru ilerlemesiyle oluşan yüksek basınç, derinlerdeki magmayı çatlaklardan yukarı doğru itiyor.
Bu mekanizmanın, genellikle küçük denizaltı volkanlarında görülen “petit-spot” tipi oluşumlara benzerlik göstermesi ise dikkat çekiyor. Ancak bu yapının Etna gibi büyük bir yanardağda tespit edilmesi, jeoloji açısından oldukça sıra dışı kabul ediliyor.
Milyonlarca insan için kritik öneme sahip
Etna’nın çevresinde, başta Catania olmak üzere yoğun nüfuslu yerleşim alanları bulunuyor. Bu nedenle yanardağın davranışını daha iyi anlamak, olası patlamaların zamanını ve şiddetini öngörebilmek açısından büyük önem taşıyor.
Uzmanlar, derinlerden gelen bu “sızıntı” mekanizmasının daha iyi analiz edilmesinin, hem erken uyarı sistemleri hem de risk yönetimi açısından kritik rol oynayabileceğini vurguluyor.
25.04.2026-16:47
