Depresyon Tanısında Yeni Dönem mi? Araştırmadan Dikkat Çeken Sonuçlar

Depresyon tanısında gelecekte biyolojik testlerin kullanılabileceğine işaret eden yeni bir araştırma, bilim dünyasında dikkat çekti. Araştırmaya göre kandaki bazı bağışıklık hücrelerinin biyolojik yaşlanması ile depresyonun belirli psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişki bulunuyor.

Uzmanlar, mevcut bulguların henüz doğrudan bir “depresyon kan testi” anlamına gelmediğini vurgulasa da, çalışmanın ruh sağlığı tanısında daha nesnel biyolojik göstergelerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olabileceğini belirtiyor.

Depresyon Tanısında Yeni Yaklaşımlar Araştırılıyor

Bugün depresyon teşhisi büyük ölçüde kişinin yaşadığı belirtileri anlatmasına ve uzman değerlendirmesine dayanıyor. Ancak belirtilerin kişiden kişiye değişmesi ve bazı semptomların farklı hastalıklarla karışabilmesi, tanı sürecini zaman zaman zorlaştırabiliyor.

Bu nedenle bilim insanları uzun süredir depresyonun biyolojik işaretlerini ortaya koyabilecek yöntemler üzerinde çalışıyor. Son araştırma da bu kapsamda kandaki bağışıklık hücrelerine odaklandı.

Çalışmanın Odağında “Monosit” Hücreleri Var

Araştırma, ABD’de farklı kurumlarda görev yapan bilim insanları tarafından yürütüldü ve bilimsel dergi The Journals of Gerontology, Series A: Biological Sciences and Medical Sciences’ta yayımlandı.

Çalışmada, HIV ile yaşayan ve yaşamayan toplam 440 kadından alınan kan örnekleri incelendi. Katılımcıların yakın dönemde yaşadığı depresyon belirtileri de anketler aracılığıyla değerlendirildi.

Araştırmanın merkezinde “monosit” adı verilen bağışıklık hücreleri yer aldı. Bilim insanları, bu hücrelerin biyolojik yaşlanmasını ölçebilmek için “MonoDNAmAge” adı verilen epigenetik saat yöntemini kullandı. Bu yöntem, DNA üzerindeki metilasyon izlerini inceleyerek hücrelerin biyolojik yaşını hesaplamayı amaçlıyor.

Umutsuzluk ve Zevk Kaybıyla Güçlü Bağlantı

Araştırmada dikkat çeken en önemli sonuçlardan biri, monositlerde hızlanmış biyolojik yaşlanma ile depresyonun fiziksel olmayan belirtileri arasındaki bağlantı oldu. Özellikle umutsuzluk hissi ve kişinin daha önce keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşması olarak tanımlanan “anhedoni” belirtileriyle güçlü ilişki tespit edildi.

Buna karşılık yorgunluk, uyku problemleri veya fiziksel halsizlik gibi bedensel belirtilerle aynı düzeyde ilişki bulunmadığı belirtildi. Uzmanlar, bu ayrımın özellikle kronik hastalık yaşayan bireylerde depresyon belirtilerini daha doğru değerlendirmek açısından önemli olabileceğini ifade ediyor.

HIV ile Yaşayan Kadınlarda Risk Daha Yüksek

Araştırmanın HIV ile yaşayan kadınlara özel olarak odaklanmasının da önemli nedenleri bulunuyor. Uzmanlara göre bu grupta depresyon görülme oranları genel nüfusa kıyasla daha yüksek seyrediyor.

Kronik hastalık yükü, toplumsal damgalanma, ekonomik zorluklar ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan eşitsizliklerin ruh sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, biyolojik belirteçlerin özellikle yüksek risk grubundaki bireylerin daha erken destek almasına katkı sağlayabileceğini düşünüyor.

Henüz Kesin Bir Tanı Testi Değil

Bilim insanları, elde edilen sonuçların depresyon için doğrudan kullanılabilecek bir kan testi anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Çünkü depresyon, kişiden kişiye farklı belirtilerle ortaya çıkan karmaşık bir ruh sağlığı rahatsızlığı olarak değerlendiriliyor.

Yine de çalışma, bağışıklık sistemi ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye dair yeni kanıtlar sunması açısından dikkat çekiyor. Uzmanlar, gelecekte biyolojik göstergelerin psikiyatrik değerlendirmeleri destekleyebileceğini ve tedavi süreçlerinin daha kişiselleştirilmiş hale gelebileceğini ifade ediyor.

Haber Kaynak-Fotoğraf Kaynak:Dikkat çeken araştırma: Depresyonun izleri ‘kan testinde’ bulunabilir – Son Dakika Yaşam Haberleri | Cumhuriyet

Haber Alış Saati:08.05.2026 – 19:10

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir